Sonuç Bildirisi

 

Türkiye Yayıncılar Birliği’nin iki yılda bir düzenlediği Türkiye Yayıncılık Kurultayı’nın dokuzuncusu, 25-26 Haziran 2020 tarihlerinde COVID-19 pandemisi nedeniyle online olarak gerçekleşti. Uluslararası konuşmacıların da katıldığı 9. Türkiye Yayıncılık Kurultayı Online kapsamında, pandemi sonrasında yayıncılığımızın geleceğine ışık tutan yeni iş modelleri, telif hakları, dijital yayıncılık, okuma kültürü gibi önemli başlıklar tartışıldı.

 

Önümüzdeki dönemde, hızla eskiye geri dönmek ya da hızlı çözümlerle günü kurtarmak yerine, sektörün bütün paydaşları sorunları hep birlikte, dayanışma içinde, adil ve paylaşımcı bir tutumla ele alıp çözmeye çalışmalıdır.

  1. Yayıncılığın nitelikli gelişimi için sektörel altyapı ve yayıncılık etiği güçlendirilmelidir. Daha adil, daha paylaşımcı, daha az karbon ayak izi bırakan bir yayıncılık oluşturulmalıdır.
  2. Yayıncılığın temeli olan düşünce ve ifade özgürlüğü, anayasayla korunan temel haklardandır; sansürle ve otosansürle mücadele edilmelidir. Her bireyin anadilinde okuma hakkı; istediği kitabı seçme, erişme ve edinme hakkı eşitlik ilkesiyle sağlanmalıdır. Toplumun her kesiminde, özellikle okullarda ve kütüphanelerde kitaplara heves uyandıracak yaratıcı okuma yolları çoğalmalıdır.
  3. Kültür üreticilerini ve yaratıcı emeği korumak için telif haklarına saygı gösterilmelidir. Pandemi kriziyle ortaya çıkan ekonomik daralmanın çevirmenler, editörler, illüstratörler, grafikerler gibi kurum dışından çalışanlara zarar vermemesi sağlanmalı; yayınevleri, yaratıcı emek sahibi paydaşlarıyla dayanışma içinde ve şeffaflık ilkesiyle hareket etmelidir.
  4. Ülkemizde kamunun yayıncılığa destek eksikliği giderilmelidir. Küçük ölçekli ve bağımsız yayıncılığın büyük medya şirketleri, tekelleşme ve holdingleşme tarafından zayıflatılmasının, satışların büyük ölçüde online platformlara kaymasının, bu platformların yapısı gereği küçük ve bağımsız satıcı ve üreticilerin aleyhine çalışması; ana akım olmayan, bağımsız seslerin okura ulaştırılma olanağının daralmasının önüne geçilmelidir. Türkiye’de yayıncılık dışındaki işlerle uğraşmayan, yayıncılıktan aldığını yine yayıncılığa yatıran bağımsız yayıncıların sektörün ana damarlarından olduğu, kültürel çeşitliliğin ve çoğunluk olmayan seslerin duyulmasının başlıca garantisidir.
  5. Uluslararası kuruluşlar da kamu kuruluşları da kültür sektörünü destekleyecek politikalar geliştirmeli, basılı ve e-kitaba erişimi kolaylaştırıcı tedbirler almalı ve yerel üretimleri, bağımsız kitapçıları ve kamu kütüphanelerini öncelikli olarak desteklemelidir. Bu doğrultuda yakın gelecekte kitapçıların haklarını gözetecek ve kitapçıları temsil edecek bağımsız bir örgütlenmenin de kurulması ve etkin çalışması çok önemlidir.
  6. Uzaktan eğitimin yaygın kullanımıyla birlikte, telif hakları gözetilerek üretilen nitelikli içerik daha da önem kazanmıştır. Uzaktan eğitim sistemlerinin ve materyallerinin kullanılmasıyla e-kitap ve basılı kitabı birleştirecek yeni hibrit dönemde, eğitim yayıncılığında özel platformlara ihtiyaç artmıştır. Talep odaklı baskı modelini hayata geçirebilmek için de düzenlemeler gerekecektir. E-bandrole geçilmeli ve uçtan uca otomasyon mümkün kılınmalıdır. Derleme yasasında düzenlemeler yapılmalıdır. KDV oranı %18 olan e-kitaplar, e-içerik ve e-kitap veritabanları da basılı kitaplar gibi KDV’den muaf tutulmalıdır.
  7. Sanal ortamın tek çözüm olarak, fiziksel karşılaşmaların ikamesi olarak görülmesi yerine, yayın sektöründe yüz yüze karşılaşmaların önemi unutulmamalı, bu nedenle kütüphane ve kitapçılar desteklenmelidir. Fuar, kültür merkezi gibi platformlar, yayıncıyı, yazarı ve okuru odağa çıkartacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.
  8. COVID-19 pandemisi süreci, yayıncılığın, depo ve lojistik dışında uzaktan çalışmaya müsait bir sektör olduğunu; iş yaşamımıza giren uzaktan çalışma modelinin, bundan sonra da devam edeceğini gösterdi. Birçok sektörde olduğu gibi yayıncılıkta da iş yeri tanımı değişeceği için, İş Kanunu’nda, ülkenin her yerindeki kadrolu iş gücünün uzaktan veya kısmi çalışmasına olanak sağlayacak şekilde saatlik çalışma sistemi, çalışılan saat üzerinden ücret ve sigorta primi ödenmesi gibi yapılar düzenlenmelidir.

Dijital yayıncılık, basılı yayıncılık için bir tehdit değildir; üzerinde çalışılması, öğrenilmesi ve geliştirilmesi gereken yeni ve ek bir pazar geliştirme fırsatıdır.

  1. Dijitalleşme, pandemi süreciyle birlikte yalnızca ülkemizin değil, tüm dünya yayıncılığının gündeminde ilk sıraya oturmuştur. Türkiye’de önemli bir büyüklüğe ulaşamamış olan dijital yayınların geleceğine ilişkin olarak yayın dünyasının önündeki görev, nitelikli içerik üreterek dijital yayın çeşitliliğini artırmak ve dijital içerik üretim süreçlerini geliştirerek standardize etmektir.
  2. Dijital yayınları okurlarla buluşturan platformlarla işbirliği içinde, öncelikle içeriğin güvenliğini sağlayarak, düzenli ve sağlıklı raporlama yapan şeffaf ve izlenebilir iş-lisanslama modelleri kurulmalıdır.
  3. Yeni gelecekte dijital pazarın gelişme ve büyüme hızını okur tercihleri belirleyecektir. Okur tercihlerini belirleyecek olan, okuma gereksinimleri ve deneyimleridir. Hem yayıncılar, hem buluşturucu platformlar bu hedefe yönelik iş süreçlerini geliştirmek ve sürdürülebilir iş modelleri kurmak konusunda işbirliği yapmalıdır.

 

Telif hakları alanında süregelen sorunlar, pandemiyle birlikte artarak devam etmektedir.

  1. Dijital alanda korsan yayıncılığın yaygınlaşması nedeniyle yazarların, çevirmenlerin, illüstratörlerin ve yayıncıların uğradıkları hak kaybının daha da büyümemesi için Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda 10 yıldan fazla süren çalışmalar sonucunda beklenen değişikliklerin yapılması gerekmektedir.
  2. Çeviri eserlerde, yurtdışında artış eğilimi gösteren avans bedellerinin pandemi ve sonrasında çeşitliliğe zarar vermesini uluslararası dayanışmayla engellemek, yeni ve makul bir yol bulunmasına çalışmak önemlidir.
  3. Bu dönemde özellikle eğitim ve akademik yayıncılık alanlarında dijital yayın sayısının artacağı, eğitimde dijitale daha fazla ağırlık verileceği anlaşılmaktadır. Giderek geleceğin ana gelirleri olacak olan bu ikincil gelirler, yayıncılık sektörüne olumlu bir katkı sağlayacaktır.
  4. Aynı zamanda, toplu hak yönetimi ve lisanslama konularının önemi de artacaktır. Bu yöndeki çalışmalar, meslek birlikleri aracılığıyla hızlı bir şekilde harekete geçilerek yapılmalıdır.

 

Yayıncılık sektörü yakın gelecekte yararlanılabilir bir veri tabanı ihtiyacını hayata geçirmelidir.

  1. Veri tabanında, başlangıçta yeni çıkan kitapların tüm bilgilerinin yer alması; giderek ülkemizin kültürel çeşitliliğine ait her türlü bilgiye (metadataya) erişim sağlanmalıdır.
  2. Hazırlanacak ve hizmete sunulacak bu veri tabanı, sektörün ihtiyacı olan erişilebilir, ulaşılabilir bilgilerin yanı sıra, kitabın okura ulaşmasını sağlayan tedarik zincirini de kısaltmalı, sektör paydaşları arasında sağlıklı bilgi paylaşımını sağlamalıdır.
  3. Çağdaş ülkelerde olduğu gibi yazılı kültürel mirasın korunması ve çeşitliliğin devam etmesi için sektörde tekelleşmeyi sınırlandıracak bir Yazılı Kültürü Koruma Kanunu’yla birlikte, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda, 5651 sayılı internet ortamında yapılan yayınlarla ilgili düzenlemede, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Kanunu’nda, hatta Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu’nda gerekli düzenlemelerin yapılması elzemdir.

 

Okumak, bir kültür haline geldiğinde eşitsizliğin yarattığı gerginlikleri de ortadan kaldıracaktır. İçselleştirilen bir okuma, anlamayla sonuçlanır ve bir kültür yaratır.

  1. Okuma kültürü, bir kalkınma meselesidir. Bu amaçla merkezi yönetim, yerel yönetimler ve STK’lar birlikte çalışmalıdır.
  2. Okurların kitaba erişimini sağlayacak sınıf kitaplıkları, okul kütüphaneleri, üniversite kütüphaneleri, halk kütüphaneleri ve yerel kütüphaneler, gezici kütüphanelerde çeşitliliğin, kullanım oranının arttırılması, yeni okurlar kazanılması açısından devletin ve yerel yönetimlerin çağdaş ülkelerdeki gibi bu alana anlamlı bütçeler ayırarak toplumu kültürel olarak desteklemeleri sağlanmalıdır.
  3. İçeriğin niteliği, sürdürülebilirlik, örgütlülük, özgün, yenilikçi platformların çoğalması, okuma kültürünün dayatmacı bir yapı yerine, anlama-anlatma trafiğine yoğunlaşarak özellikle yeni kuşaklarca benimsenmesi için çok önemlidir.